Ana içeriğe atla

Cinsiyetçiliğe Karşı Harekete Geç/Erktolia

*BirGün Gazetesi Pazar Eki, 21 Haziran 2015

Ülkemizde toplumsal yaşamda kök salmış cinsiyetçi bir dil sorunu olduğu aşikâr. Günlük yaşamda “adamlık, erkeklik” gibi kavramların kadınlar tarafından da övgü dolu ifadeler olarak kullanıldığına tanıklık ettiğimiz; hatta bizzat kullandığımız olmuştur. Toplumsal yaşamın her alanına hâkim bu ideoloji doğal olarak her yerde karşımıza çıkıyor. Bunun en önemli sebebi bu dilin artık toplumun çoğunluğu tarafından kanıksanmış olması. Şimdiye kadar cinsiyetçiliği ifşa etmek üzere pek çok girişim varken geçtiğimiz mart ayında açılan erktolia.org bunu bir adım ileriye taşıdı. Erktolia, Türkiye’de cinsiyetçiliğe karşı harekete geçmek üzerine kurulmuş online bir mücadele platformu. Şirketlerin, siyasetçilerin, markaların, medyanın cinsiyetçi söylemlerini ifşa etmeyi ve onlara rahatsızlık vermeyi amaçlıyorlar. Kurucular, Sibel Schick ve Dilara Gürcü ile erktolia.org’un mücadelesini konuştuk. 

Öncelikle bu fikir nerden çıktı, kuruluş aşamasını kısaca anlatır mısınız?

Dilara Gürcü: Aslında her şey Ekim 2014’de Fransa basınında MachoLand isimli bir internet sitesinin kurulduğunu okumamla başladı. MachoLand, Türkçe’de maço toprakları/maço dünyası anlamına tekabül ediyor. MachoLand Fransa’daki cinsiyetçi söylemleri, kampanyaları, reklamları, şirketleri, kısacası cinsiyetçi olan her şeyi ifşa ediyor ve kullanıcılarının cinsiyetçiliğe karşı harekete geçmelerine önayak olan bir internet platformu sunuyordu. Site kurucuları bu siteyi diğer ülkelerde de açmak istediklerini söylemişti. Gezi direnişinden bu yana internet aktivizminin hızla arttığı Türkiye’de, bu siteyi kurmak bana mantıklı geldi, MachoLand ile irtibata geçtim ve siteyi uluslararası bir ağa çevirme çalışmalarına başladık. Bu süre zarfında Sibel de ekibe kurucu olarak dâhil oldu. 

Peki hedefleriniz nelerdir? 

Sibel Schick: Hedefimiz cinsiyetçilik sorununun olmadığı, herkesin özgürce var olabileceği, cinsiyeti yüzünden katledilmediği, taciz edilmediği, toplumdan dışlanmadığı bir Türkiye. Bunun için kurduk Erktolia’yı. Cinsiyetçiliğin dilden başlayarak eyleme yayıldığını anlatmak için kurduk. Şimdiyse Erktolia’yı büyütmek ve yaygınlaştırmak istiyoruz. Erktolia aynı zamanda eğitimsel bir mecra. Cinsiyetçilik kavramını ve boyutlarını anlatıyor insanlara. İleride STK’ya dönüşme fikrimiz de var. 

“Erktolia” kelimesinin anlamı nedir?

Sibel S.: Erktolia ismini gönüllülerle birlikte ortak seçtik. Sentaks olarak bir anlamı yok, erktolia kelime oyunu biraz. Anadolu yani Yunanca’da Anatolia “doğu” demek. Fakat Türkçe’de ana, yani annenin, kadının üzerinden bir anlamı var. Biz de ana kelimesi yerine erk yani “güç” kelimesini koyduk. Erkek kelimesinin de kökeni aynı zamanda biliyorsunuz. Erkek egemenliğinde olan topraklara atıfta bulunmak istedik. Anadolu coğrafyasında yaşayan kadınlar olarak cinsiyetçilikten muzdarip, erkek egemen topraklarda yaşadığımızın altını çizmek istedik.

erktolia.org’un işleyişi nasıl ilerliyor, dijital aktivizm gerçek eylemlere nasıl dökülüyor? 

Sibel S.: Erktolia’nın işleyişi çok kolay aslında. Sitemizde birçok farklı eylem yer alıyor. Cinsiyetçiliğin sınırı yok, haliyle reklamlardan, tacize kadar birçok konuda eylemimiz var sitemizde. Sitemize girdiğinizde tek yapmanız gereken, eylemlerden herhangi birine tıklamak ve eylem metninin sonunda yer alan harekete geçme planına dâhil olmak. Eylemlerimiz Twitter, Facebook, e-posta ve change.org üzerinden imza kampanyası eylemleri olarak ayrılıyor. Metnin sonunda yer alan Tweet gönderiyorum, Facebook mesajını gönderiyorum, e-posta gönderiyorum ya da imzalıyorum butonlarına tıkladığınız zaman eylemlerimize katılmış oluyorsunuz. Sokakta, günlük hayatta ulaşamadığımız insanlara ulaşabiliyoruz sosyal medya sayesinde. Eylemlerimize Türkiye’de, dünyanın farklı yerinde yaşayan ve Türkçe bilen çok insan katılıyor. 

Sitenin açılısından itibaren gelen eleştiriler nelerdi?

Dilara G.: Site ilk açıldığında oldukça olumlu eleştiriler aldık. Cinsiyetçiliğe dikkat çeken çok platform var; ancak bu konuda insanları harekete geçiren ilk platformuz. Önce insanlar tereddütlüydüler tabii, bir “tık” neyi değiştirecek ki diyorlardı. Bir tıka binlerce kişi tıklayınca, 3 ayda çıktığımız 22 eylemden 4’ünü zafere ulaştırdık. Eleştirilerin çoğu cinsiyetçiliğin tanımını bilmeyenlerden geliyor. Sabırla cinsiyetçiliğin ne olduğunu tanımlıyoruz onlara. Bir de bazı liberaller tarafından sansürcü ya da devletçi olarak eleştiriliyoruz. Hâlbuki ifade özgürlüğünün de limitleri vardır. Biz sansürcü değiliz, cinsiyetçi olan her şey bizim haklarımızın ihlaline giriyor. Sansürlemiyor, anlatıyoruz. Devletle ve yargıyla çözülmesi gereken sorunlar var, AYM’nin imam nikâhı cezası iptali, kendisine tecavüz eden erkeği nefsi müdafaa ile öldüren Nevin Yıldırım’ın müebbetle yargılanması gibi. Bu konularda da devletçilik yapmıyor, konunun muhatabı kimse onlara iletiyoruz. Muhatap Adalet Bakanlığı’ysa ona, TBMM ise ona gidiyoruz. Bu eleştiriler erktolia’ya yöneltiliyor ama sistem eleştirisi aslında.

Eylem çağrısına açtığınız konulardaki cinsiyetçiliği neye göre tespit ediyorsunuz, ölçütleriniz neler?

Sibel S.: Cinsiyetçilik bir kişinin cinsiyeti, cinsel yönelimi veya toplumsal cinsiyet rolüne göre, ona karşı önyargılı yaklaşmak ve ayrımcılık uygulamaktır. Boyutları değişebilir, cinsel taciz, tecavüz, hatta cinayet de cinsiyetçiliğin bir formudur. Bu uç formlarda zaten tespit yapmaya gerek yok. Eylem önerilerini ekibimizle paylaşıyoruz her zaman. Kendi aramızda konuşup cinsiyetçi olup olmadığına karar veriyoruz. Bazen cinsiyetçi olmayan reklam veya söylemler bize eylem önerisi olarak sunulabiliyor. Bu noktada biz de eylemi bize sunan kişiye bu durumu anlatıyoruz. Kadın/LGBTİ aşağılaması, erkek yüceltmesi, cinsiyet bazlı bir ayrımcılık göremedik bunda diyoruz.

Eylemlerin ses getirebilmesi için ne gerekiyor?

Sibel S.: Eylemlere katılım gerekiyor elbette. Bizi en çok üzen nokta, mesela bir eylemi Facebook sayfamızdan paylaşıyoruz, hemen onlarca, bazen de yüzlerce “beğeni” geliyor. Sonra bakıyoruz eyleme kaç kişi katılmış, bu “beğeni” oranının 10’da 1’i bir katılım var. Biz eylemlerimizin muhataplarına giderken elimizde rakamlarla gidiyoruz. Bakın 1000 kişi bu duruma karşı demek istiyoruz. 1000 kişi bu iletiyi beğendi diyemiyoruz haliyle, site sayacımızdaki rakamlar bizim resmi eylem rakamımız. Ayrıca sizin gibi basın ve medya emekçilerinin desteğini çok önemsiyoruz. 

Eyleme açtığınız konularla büyük firmalara baskı yaratıyorsunuz. Bu firmalardan size olumsuz geri dönüşler yaşadığınız oldu mu?

Dilara G.: Hayır, böyle bir şeyle hiç karşılaşmadık. Başarıya ulaşan eylemlerimiz birebir iletişim kurduğumuz kurumlardı. Bu birebir iletişim saygı çerçevesinde ve oldukça yapıcı görüşmelerdi. Zaten bizi en çok üzen “İşi gücü olmadığı için, oraya buraya saldıran linçci feministler” olarak mimlenmek. Biz kimseyi linç etmiyoruz, kolektif toplum algısına katkıda bulunarak cinsiyetçilik mücadelesinde yol kat etmek istiyoruz. Erktolia cinsiyetçilik sorununa eğitsel bir tavırla yaklaşıyor. Tüm eylem metinlerimiz bahsi geçen konunun neden cinsiyetçi olduğunu anlatıyor. Cinsiyetçilik “yanlış anlaşılabilecek” bir şey değil, çoğu firma “biz yanlış anlaşıldık” açıklaması yapıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. “Biz sizi yanlış anlamadık, siz yanlış bir şey yaptınız” diyoruz. Ne bir tehdit aldık, ne de bir saldırı. Karşısında aldığımız cevap da ya sessizlik oluyor ya da yapıcı iletişim oluyor.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ülker Sokak’ta Lubunya Olmak

İstanbul Beyoğlu, Cumhuriyet Dönemi’nde başlayan göçlerle birlikte her çeşit topluluğa ev sahipliği yapmış, kozmopolitliğin simgesi bir semt. İçerisinde en modern ve köhne sokaklar yan yana; seçkin ve kuytuda kalmış hayatlar dip dibe yaşanıyor. Beyoğlu’ndaki Ülker Sokak ise bu kozmopolitliğin içinde trans ve transseksüellere ev sahipliği yapan, onların varoluşu açısından önemli bir mekân-dı. Ancak 1996’da yılında başlayan operasyonlarla dönemin emniyet amiri Hortum Süleyman önderliğinde mahalle “temizlendi”, translar -her ne kadar direnseler de- “sürüldü”. Bir sokağın varoluş ve yok oluş hikâyesini, bir kimliğin var olabilme mücadelesini, olayların yirminci yılında dinlemek için aktivist Demet Demir ile konuştuk.  Son Durak Ülker Sokak Demet Demir, Türkiye’de LGBTİ denilince akla ilk gelen isimlerden biri. Elli dört yaşında, otuz yıldır Ülker Sokak’ta yaşıyor ve yedi kedisi var. Ülker sokağın mazisini de bugününü de en iyi anlatacak birkaç isimden biri.  Trans ve transseksüe

Adalı Sait Faik ve Bakkal Dostu Orhan

Sait Faik; İstanbul’u çokça anlattığı hikâyelerinde, kalabalık semtleri, kenar mahalleleri, balıkçıları, kuşları, boyacıları, insanın tasasını işler. Yoksul insanları anlattığı yazılarında, “küçük insanlar” diye tabir edilenleri devleştirir adeta. Sadece anlatmakla kalmaz “kahramanları” ile dostluk da kurar. Hal böyle olunca onu en iyi kim anlatır sorusunun peşine düştük ada yollarına.  Burgazada’ya gitmek için hava biraz soğuk ama vapurdan ilk indiğinizde sizi Sait Faik Abasıyanık’ın heykeli karşılıyor ve bu içimizi bir nebze ısıtıyor. Sait Faik’in Burgazada’da annesiyle beraber yaşadığı ev şimdi müze. Müzeyi gezdikten sonra, sokaklarında dolaşıyoruz adanın. Mutlaka birileri olmalı diyorum içimden. Sokakta odun kıran yaşlı bir amca çarpıyor gözüme, “Belki de arkadaşıdır!” diyorum; ama değil. “Onun zamanına ben yetişemedim diyor,” biraz üzülüyorum. Ama müjdeyi veriyor: “Aşağı sokakta Bakkal Orhan var, ona gidin, beraber balığa giderlermiş o anlatır size,” diyor.  Burgazada’da

Kanıksadığımız Orhan Veli

Mart, 2016 Şeref Özsoy, Türkiye’de Orhan Veli ile ilgili en büyük koleksiyona sahip birkaç kişiden biri. İlk kez çocukluğunda ilkokul öğretmenin verdiği kitapla tanışmış Orhan Veli ile. Şu an kütüphanesinde ilk baskı Orhan Veli kitapları, yaptığı çevirileri, yazdığı ve çıkarttığı dergiler, O'nun hakkında yazılanlardan oluşan kitaplar, şiirlerinden bestelenen şarkıların yer aldığı plaklar oldukça büyük bir yer kaplıyor. Bunun yanı sıra Özsoy, Orhan Veli hakkında kitap yazmış ve büyük bir özveriyle şiir evi açmış. Tüm araştırmalarının ardından “Orhan Veli’de beni şaşırtan ya da üzen hiçbir yön olmadı” diyecek kadar da Orhan Veli’yi kanıksamış.  Biz de Orhan Veli’yi bir de ondan dinlemek için Beyoğlu’ndaki sahafına gidiyoruz. Şeref Özsoy bizim için Orhan Veli’yi anlatmaya başlıyor.  Orhan Veli’nin aruz ve hece ölçüsünü reddetmesinin sebebi sizce nedir, bunun onun hayata bakış açısıyla ilgisi nedir?  Orhan Veli, aruzu da hece ölçüsünü de iyi bilirdi. Bunu şu hikâyeyle an